TURİZMDE RİSK VE KRİZLERİ YÖNETMEK

Risk kavramı en basit ifadeyle; zarar veya kayıp durumuna yol açabilecek bir olayın ortaya çıkma olasılığı olarak ifade edilebilir. Yönetimlerin amacı da bu tür olayların olumsuz sonuçlarının kurum veya kuruluşlar üzerindeki etkilerinin ortadan kaldırılması ya da en aza indirilmesi olmaktadır.

TURİZMDE  RİSK VE KRİZLERİ YÖNETMEK
  07 Temmuz 2017 , 08:51:36   3528  Gündem  YAZARLAR A-A+

Turizm sektöründe 2015 yılına gelene kadar hep kendimizi kriz konusunda çok başarılı bir ülke olarak kabul edegeldik. Bunun arkasında yatan neden, ülkeye gelen turist sayısının turizme aktif olarak başladığımız 90’lı yıllardan bu yana hemen hemen her yıl artış göstermesiydi. Bu süreçte, sadece üç yılda (1993-1999-2006) gelen turist sayısında bir önceki yıla göre gerileme görülmüştü. Bu gerileme rakamları da oransal olarak oldukça düşüktü ve göz ardı edilebilirdi. Bunun dışında kalan yıllarda istatistikler hep lehimize görüntü veriyordu. İşler iyi gittiği için de risk ve kriz konularına gereken önemi vermemize gerek yoktu. 2015 yılı sonrasında başta Rusya’da yaşanan ekonomik kriz ve uçak düşürme hadisesi, Almanya ve Hollanda ile yaşanan siyasi krizler, ülke içinde yaşanan terör eylemleri ve 15 Temmuz darbe girişimi olmak üzere karşı karşıya kaldığımız çok sayıda sorun, turizm sektöründe artık riskleri başarılı bir biçimde analiz etmemizi ve krizleri doğru yönetmemizi zorunlu hale getirdi.  

Turizm sektöründe risk ve krizlere ilişkin durum tespitini ve ihtiyaç analizini doğru yapmak için öncelikle bu kavramların hangi anlamlara geldiği üzerinde durmakta yarar var. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanılan ve karıştırılan risk ve kriz kavramlarını sırasıyla şu şekilde açıklayabiliriz. 

Risk kavramı en basit ifadeyle; zarar veya kayıp durumuna yol açabilecek bir olayın ortaya çıkma olasılığı olarak ifade edilebilir. Yönetimlerin amacı da bu tür olayların olumsuz sonuçlarının kurum veya kuruluşlar üzerindeki etkilerinin ortadan kaldırılması ya da en aza indirilmesi olmaktadır. Bununla birlikte, her risk içeriğinde fırsatları da barındırmaktadır. Dolayısıyla risk yönetiminin temel prensibi, zarara yol açabilecek olan tehlikelerin ortadan kaldırılması ve mümkünse bu unsurların fırsata çevrilmesidir. Risk yönetim sürecinde öncelikle riskler tanımlanmakta ve analiz edilmekte, sonrasında da gerekli planlamalar yapılarak önlemler alınmaktadır. Ünlü işadamı ve yazar Warren Buffet’e göre risk, “ne yaptığımızı bilmediğimiz durumlarda geçerlidir”. Bu söz, yaptığımız iş hakkında mümkün olduğunca belirsizlikleri ortadan kaldırmamız; bu konuda bilgi ve plan üretmemiz gerektiğini ifade etmektedir.  Churchill ise “Eğer hayatında hiç başarısızlık yoksa hiç risk almamışsındır” demiş ve risk almadan başarı elde etmenin mümkün olmadığını vurgulamıştır. Bu sözlerden hareketle, risk var diye amaçlarımıza ulaşma yolunda faaliyetlerimizi gerçekleştirmekten geri durmamamız ancak riskleri analiz ederek etkin bir biçimde yönetmemiz gerektiğini söyleyebiliriz. 

Kriz ise önceden beklenilmeyen ve öngörülmeyen, örgüt tarafından hızlı bir biçimde cevap verilmesi gereken, örgütün önleme ve uyum mekanizmalarını yetersiz hale getirerek, mevcut değerlerini, amaçlarını ve varsayımlarını tehdit eden gerilim durumu olarak nitelendirilmektedir. Yaklaşmakta olan kriz sinyalleri alınıp, yorumlanıp, değerlendirilmemişse ve sağlıklı tepkiler verilmemişse, örgütün kriz dönemine girmesi kaçınılmazdır. Krize hazır olabilmek için örgütün iç faktörlerinin ve dış çevresinin sürekli ve dikkatle izlenmesi; alınan sinyallerin eksiksiz olarak analiz edilmesi gereklidir.

Kriz yönetimi ve risk yönetimi, içerik ve sıralama açısından birbirinden ayrışmaktadır. Bu açıdan bakıldığında risk krizden önce gelmekte, risk gerçekleştiğinde de kriz baş göstermektedir. Bu nedenle krize yol açmamak için risklerin başarılı bir biçimde yönetilmesi gerekmektedir. Çevresel koşulların çok hızlı değiştiği bir ortamda başarılı olmak için gerek makro düzeyde devletin, gerekse mikro düzeyde işletme ya da STK’ların risk ve kriz yönetimine gereken önemi vermesi zorunludur. 

Konunun kavramsal çerçevesini çizdikten sonra, gelelim turizm sektörünün risk ve krize ilişkin mevcut durumuna. Yazının başında da belirttiğim gibi aslında risk ve krizlere karşı genel olarak bir yanılgı içerisindeyiz. Turizmdeki başarı hikâyemiz, bize turizmle ilgili her konuda başarılı olduğumuzu düşündürttü ve bu durum risk ve krize ilişkin kurumsal bir yapı oluşturmamızı engelledi. Bana göre bu nedenle hâlihazırda turizm risk ve kriz yönetimine ilişkin görev tanımı açıkça belirlenmiş bir yapılanmamız yok. Şöyle ki T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığımız bünyesinde ilgili genel müdürlükler görev alanlarına giren konularda gerektiğinde çalışmalar yürütüyorlar. Bakanlığın Strateji Başkanlığı da 5018 sayılı yasa kapsamında stratejik planını hazırlarken riskler üzerinde çalışıyor, ancak bu riskler ağırlıklı olarak bakanlığın kendi riskleri yani bu çalışmada sektörün risklerine yasa gereği yeterince odaklanılamıyor. Bu durum, kamu kesiminde risk ve kriz yönetimine ilişkin bir boşluk oluşmasına neden oluyor. Sektör STK’larına bakıldığında da kriz oluştuğunda fikir üretmenin ve kendi sorumluluk alanlarına giren konulara ilişkin bir takım faaliyetler gerçekleştirmenin dışında risk ve kriz yönetimine dair bir çalışmanın olmadığı görülüyor. Genel görünüme göre öncelikle turizmde camia olarak krizin oluşmasını bekliyoruz, sonrasında da kamu kurumları ve sektör STK’ları bir araya gelerek krizin çözümüne ilişkin çözümler üretme gayreti içerisine giriyoruz. Bu yaklaşımın, günümüz rekabet koşulları ile hızla değişen çevresel koşullar çerçevesinde başarılı sonuçlar vermesini beklememeli, daha işlevsel bir model kurgulanması üzerine kafa yormalıyız.  

Aslında T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Sn. Prof.Dr.Nabi Avcı ve ekibi söz konusu sorunun farkına varmış olmalı ki geçtiğimiz yıl Kasım ayında planlanan ancak daha sonra ertelenen Turizm Şurasının dört başlığından bir tanesini risk ve kriz yönetimi konusuna ayırmıştı. O dönemde şura toplanmış olsa, belki de şimdiye kadar risk ve kriz konusunda kurumsal bir yapı kurgulanmış olabilirdi. Ertelenen şura toplantısının 2017 Kasım ayı içerisinde gerçekleştirilmesi planlanıyor. Eminim ki bu toplantıdan söz konusu sorunla ilgili yapısal bir çözüm önerisi ortaya çıkacaktır. 

Peki, ülkenin turizmde son iki yılda kaybettiği pazarları geri kazanması, turist sayısı ve gelir düzeyini arttırması, daha da önemlisi bundan sonra karşı karşıya kalabileceği krizleri bertaraf edebilecek yapılanmayı nasıl kurması gerekiyor? Bu soruya cevap aramadan sektörün karşı karşıya kaldığı ve gelecekte de kalabileceği risk faktörlerinden bazılarını sıralayalım: Terör, savaş, uluslararası anlaşmazlıklar, ekonomik sorunlar, turist ölümleri, zehirlenmeler, doğal afetler, çevre kirliliği, bulaşıcı hastalıklar vb. Ülkemizde yukarıda bir kısmını sıralayabildiğim çok sayıda risk faktörünü yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde ele alıp bunları analiz edecek, yapılan analizler neticesinde eylem planları hazırlayacak bir yapıya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sayede turizm sektörümüz her riski değerlendirebilecek, bu risklerin krize dönüşmesini engelleyebilecek; kriz oluşsa bile hazırlanan eylem planları vasıtasıyla doğabilecek sorunları en az zararla atlatabilecektir. Önerilen bu yapı başta T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı olmak üzere, TÜRSAB, TÜROFED, TUROB, TUREB, TYD, POYD, TUROYD, TURYİD ve Turizm Akademisyenleri Derneği gibi STK’ları, ilgili kamu kurum temsilcileri ile yerel yönetimleri bünyesinde barındırmalıdır. Merkez ve il örgütlenmeleri biçiminde oluşturulması gereken bu yapının kendine ait sekreteryası ve bütçesi bulunmalıdır.

Karşı karşıya kalınan her krizin aynı zamanda bir fırsat olduğu varsayımından hareketle, turizmdeki yapısal sorunların bu dönemde hayata geçirilecek radikal tedbirlerle çözülebileceğini söylemek mümkündür. Bahsedilen sorunların başında gelen risk ve kriz yönetimi boşluğunun ortadan kaldırılması ile ülkemizin yüksek katma değere sahip olan ve en önemli sektörlerinin başında gelen turizmin yüksek bir ivme kazanması ve gelecek dönemlerde de istikrarlı büyümeler sergilemesi mümkün olabilecektir.

Saygılarımla,







Rastgele Haberler

 Yorumlar
 Zafer Cengiz  09 Temmuz 2017   

Genel çerçevenin gayet yerinde olmasına rağmen, çok kritik iki husus eksik kalıyor Hocam: 2004 Yılında Başbakan Erdoğan tarafindan başlatılan 2.Turizm Hamlemiz ile 2007'de Resmen yürürlüğe giren 2023 Türkiye Turizm Stratejimiz kapsamında "plansız ve çok hızlı gelişen turizmin tüm yapısal sorunları'nın" bütünsel bir yaklaşımla ve Destinasyon Yönetimi devreye sokularak çözümlenmesi gözetlmişti. Bu hesap şaşınca 10 Yıldır herşey çarpık gelişti ama "başka bir alternatif çözüm yok iken" neden Kamu ve Özel ortaklığı özellikle de krizler sonrasında gidilen derin çıkmazlada "Milli Stratejimiz ve Ana Prensiplerini" masaya yatıramıyor ve içi boş demeç be Hamle niyetleriyle "çok değerli aylar heba edilerek" bunalımların daha da derinleşmesine yol açılıyor? Ayrıca da "yıllardır hiç bir STK'nın görüşlerini ısrarla belirtmediği 2023-TTS Hakkında, yepyeni bir kurum olarak TUROYD Görüşlerinin de belirtilmesi önemlidir! Zira her alt sektör STK'ları kendi kulvarları içinde kalarak Ülkesel Turizm Endüstrisinin BÜYÜK RESMİNİ Hiç kimse goremiyor ve dikkate alamıyor..!? BKZ: #TurizmdeÇÖZÜM

İhbar Et
 Yorum Gönder
Yazarlar Tümü
Anket Tümü
Hava Durumu
Hava Durumu Parçalı

42 Derece

Arşiv