İhbar edeceğiniz yoruma ait mesajını giriniz.

Remzi YILMAZ

Sinop mu güzel, Zonguldak mı?

Remzi YILMAZ
28 Kasım 2017
A-A+

Sinop mu güzel, Zonguldak mı?

Başlık biraz  ilginç gelmiş olabilir.. TMOK Fair Play Kervanı olarak Sinop’a yaptığımız ziyaret, beni ortaokul-lise yıllarına götürdü. Kastamonu Göl Öğretmen Okulu’nda yatılı olarak okurken, o zamanlar Zonguldaklı biri olarak Sinoplu öğrencilerle sürekli hangimizin memleketinin daha güzel olduğunu tartışırdık. 

Sinop ziyaret ettiğimiz 40. kentti.  Tabi otelimize yerleşip, prosedürleri yerine getirdikten sonra, bize kalan kısa zaman içinde her gittiğimiz yerde olduğu gibi Sinop’ta da bazı önemli yerleri gezdik. Tabi ilk durağımız, Sinop denince ilk akla gelen Sinop Hapishanesi oldu. 

Yine gençlik yıllarımda çalıp söylediğim “Eşkıya Dünyaya Hümüdar Olmaz” ve “Aldırma Gönül” türkülerinin sözlerini yazan Sabahattin Ali’nin yattığı bu hapishaneyi ziyaret beni oldukça heyecanlandırdı.  Belki araştırsak daha önce de öğrenebilirdik ama Sabahattin Ali’nin o şiirde sözünü ettiği kahramanın hikayesini de öğrenmiş olduk.

Hapishaneyi gezerken cezaevinin hoparlöründen ‘Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz’ türküsü çalıyordu. Bu da görevlilerin Fair Play Kervanı’na küçük bir jestiydi. Kısacası benim gençlik yıllarıma dönmem için her şey ayarlanmıştı sanki. 

Sabahattin Ali, Sinop Hapishanesi denince ilk akla gelen isimdir benim için. Hapishanenin avlusuna burada yatan ünlülerin isimleri yazılmış. Kimler yok ki? Refik Halit Karay, Mustafa Suphi, Refii Cevat, Burhan Felek, Kerim Korcan, Osman Deniz, Zekeriya Sertel gibi yazar ve şairler burada yatan ünlülerden bazıları. 

Nazım Hikmet’in de Sinop Cezaevinde kaldığı söylenmekle birlikte bu konuda bir belgeye rastlanmamış.

Sabahattin Ali’nin şiirinde hikayesini anlattığı kişi Sandıkçı Şükrü için yine avluda bir yazı var. Hikayeyi okurken türkünün tüm satırları, hem de müziğiyle bir bir aklımdan geçti. Öylesine acı, öylesine ibret dolu ki..

Hapishanenin avlusunda ve koğuşları gezerken karmakarışık duygular yaşadım

Sonunda Sabahattin Ali’nin yattığı odasını görünce içim biraz olsun rahatladı. Çünkü yatağı, sazı ve odanın girişindeki resmi, onun diğer mahkumlardan farklı bir muameleye tabi tutulduğu izlenimi veriyordu. Bugünlerde yazarların fuarlara sokulmadığını, kültür aktivitelerinin protesto edildiğini düşünürsek, o dönemde bile bir şaire kıymet verildiğini, üstelik dönemin en korkunç hapishanesinde bile ayrıcalık tanındığını görünce nereden nereye diye düşünmeden edemiyor insan.

Avluda bir de 1953 yılında burada yatan idam mahkumu Hüseyin Pehlivan’ın hikayesi var ki, tam örnek alınacak türden.

* * *

Sinop sadece hapishaneden ibaret değil tabi ki. Araştırmalara göre Türkiye’nin en mutlu insanlarının yaşadığı bu kent, adeta başka bir çağda kalmış. Belki de mutlu olmalarının sırrı burada diye düşünmeden edemiyor insan. 2016 yılında merkez nüfusu 61.708 olan Sinop kentinde trafik lambası yok. Belediye Başkanı Baki Ergül bunu, ‘Herkesin birbirine saygı duyduğu bir kent olduğu için gerek duyulmuyor’ sözleriyle açıklıyor. 

Baki Ergül, eskiden insanların Sinop’un yol üstü bir kent olmamasından dolayı geri kaldığını ve halkın bundan dolayı hayıflandığını, ancak günümüzde ise iyi ki böyle olmuş, yoksa bugünkü halimizi koruyamazdık dediklerini anlatıyor. 

Sinop belediye Başkanı Ergül, Türkiye’nin en kuzey noktası, en yeşil bölgesi, ormanlarıyla, plajlarıyla tam bir huzur kenti görünümünde olan Diyojen’in Sinop’una yapımı planlanan nükleer santral projesinin de mahkemece durdurulduğunu söyledi. 

Başkan Sinop’un suyunun en temiz sulardan biri olduğunu ve evlerde musluk suyu içildiğini belirterek, bize de kendi sürahisinden musluk suyu ikram etti. 

Sinop’un en çok ilgi gören yerlerinden biri de tam bir doğa harikası Hamsilos Koyu. Çam ormanlarıyla kaplı ve denizin ormanın içine kadar girdiği bu bölge, nasıl olduysa korunmayı başarmış. Koyun bir tarafı balıkçı tekneleriyle dolu. Piknik alanlarının yapıldığı ormanlık alana araç girişi yasaklanmış. Bizim ziyaretimiz Ekim ayında olduğu için fazla kalabalık değildi. Ancak yazın burasının yerli ve yabancı turistlerle dolup taştığı söyleniyor.

Türkiye’nin balık ihtiyacının büyük bir bölümünün karşılandığı Sinop’a gidip te balık yemeden olmazdı. Deniz kenarında simit ve çayla açlığımızı yatıştırdıktan sonra, akşam Sinop Üniversitesi görevlileri bizi bir balık lokantasına götürdüler. Orada yediğimiz balığın lezzetini daha önce de tatmıştım ama, restaurant sahibinin ikram ettiği kabak tatlısını hiçbir yerde bulabileceğimi sanmıyorum.

Konakladığımız Üniversitenin işlettiği Ahmet Muhip Dıranas Uygulama Oteli’nin restaurantında da ilk defa cevizli Sinop Mantısını tattık. Ekipte bulunan Kayserili dostumuz Prof. Dr. Hürmüz Koç, şefe ‘bizim mantıyı ne kadar süsleyip sunsanız da Kayseri Mantısı ile yarışamazsınız’ diye takılsa da bu lezzet de unutamayacağım tatlardan biriydi. 

İkinci günün akşamı dönüş için yola koyulduğumuzda, yine ortaokul-lise yıllarındaki Sinoplu arkadaşlarımızla yaptığımız sonu gelmez tartışmalar geldi aklıma.. Sinop mu güzeldi yoksa benim o zamanki memleketim Zonguldak mı? Kendi kendime ‘Sinop daha mı güzel ne? diye düşündüm ve o tartıştığım okul arkadaşlarımdan birine rastlasaydım, ‘Sinop daha güzelmiş’ diye itiraf ederdim…

(Bartın’ın Zonguldak’tan ayrılıp il olmasıyla artık Bartınlıyım)




 Yorumlar
Bu yazıya ait yorum bulunamadı
 Yorum Gönder
Yazarlar Tümü
Anket Tümü
Hava Durumu
Hava Durumu Parçalı

42 Derece

Arşiv