İhbar edeceğiniz yoruma ait mesajını giriniz.

Ünay TÜRKÖZ

Millİ Turizm

Ünay TÜRKÖZ
01 Nisan 2018
A-A+

Millİ Turizm

Milli Turizm, son 40 yıldan beri kendi içerisinde pek çok değişimler gösteren, farklı süreçlerden geçen, Türk Turizminde yeni yeni konuşulmaya ve sahiplenilmeye başlanan bir kavramdır. Bizim bu kavramı sahiplenememiş olmamızın tek sebebi, Turizm işinin yabancılardan öğrenilmiş olmasıdır. Bu süreci anlamak ve neden millileşmediğimizi kendimize sormak zorundayız. Çünkü millileşmek, ülkenin öz kaynakları ile edilen tüm finansal faydanın, manevi hazzın ve milli menfaatlerin, vatanın öz evlatları arasında eşit ve hakkaniyetli bir şekilde bölüşülmesi demektir. Dolayısıyla Türk Turizminde elde edilecek her türlü fayda yine vatanın öz evlatları arasında bölüşülmelidir. Şimdiye kadar bahsedilmemiş bu mesele aslında rakamlar ile ifade edildiği zaman bir anlam kazanıyor. Ancak bu yazımda bundan çok fazla bahsetmeyeceğim. Bir sonraki yazıda rakamlar ile ilgineceğiz. 

Hepimizin bildiği “booking.com” adlı yabancı seyehat acentası tüm otelciler için ilk ve belki tek çevirimiçi satış kanalı olurken, belli bir süre sonra ne oldu da böyle canavarlaştı ve piyasada tekelleşti? Elbette tekelleşmenin her türlüsü fenadır. Fakat yabancı bir şirketin piyasayı eline alarak, milli olmayan daha doğrusu bizi düşünmeyen bir hal ve tarz içerisinde tüm otelcilere kök söktürmesi kabul edilir mi? Dolayısıyla Türk Turizminin, booking.com adlı vergi ödemekten aciz bu şirketten kısmen dahi olsa kurtulması çok yerinde olmuştur. Onun yerine bizim vatandaşlarımızın kurduğu yeni bir çevirimiçi seyehat acentası ne kadar uyumlu olurdu. Kendini Kaf Dağında oturuyor sana yabancı yöneticileri ile, otelciyi iflasa sürükleyen uygulamaları ile, vergi ödememek için kurgulanmış sistemleri ile vatanımızda faaliyet gösteren tüm yapılar millileşmelidir. Tüm bunları yazarken yıllar öncesinden hatırladığım anılar da gözümün önüne geliyor. Resepsiyonda çalışırken, rezervasyon formlarına bakıyordum bir gün… Misafirlerin çoğunun Almanya’dan ve malum “baba” acentalardan birinden geldiğini fark ettim. O anda şöyle bir soru geldi aklıma: “Ya bu acenta iflas ederse bize kim misafir getirecek?” Almanya merkezli bu seyahat acentası gibi, diğer ülkelerden de pek çok yabancı seyahat acentaları düzenliyordu bu turistik aktiviteleri. Milli turizmin bu aşamada ne işe yarayacağını yani “bu firmalar ya giderse, ya iflas ederse, biz ne yaparız?” sorusunu o zamanki büyüklerimiz sormuyor muydu? 20 Yıl öncesinden bahsediyorum bu arada. Elbette soruyorlardı. Ancak o zamanlar ne uçak, ne otel, ne acentacılık bilgisi ve standartları tüm bunları organize etmeye yeterli değildi. İstanbul’daki otellerin yönetimlerinde yabancılar vardı. Aşçıbaşılık görevini sürdürenlerin çoğu yabancıydı. Biz, bu günleri hatırladığımızda, aslında hata yapmadığımızı, sadece mecbur olduğumuzu düşünebiliriz. Türk turizminin geçirdiği turizmi dalgalandıran, gezi olayları ile başlayan süreçte ve elbette bugün kimin dost kiminse düşman olduğunun anlaşıldığı bu zamanlarda tek ihtiyacımız olan, iç kaynaklarımız ile çözümleri bulmak olabilir. Velhasıl daha işlevsel platformlarda bilim adamları ve politikacılar ile turizmin millileştirilmesini tartışmalı ve biz bu buhran günlerinde, milli turizm politikası çerçevesinde, nasıl birbirimize destek olmalıyız diye düşünmeliyiz. Milli menfaatlerin ön planda tutulduğu, yeni bir turizm politikamız olmasını temenni ediyoruz. 

 




 Yorumlar
Bu yazıya ait yorum bulunamadı
 Yorum Gönder

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarlar Tümü
Anket Tümü
Hava Durumu
Hava Durumu Parçalı

42 Derece

Arşiv