İhbar edeceğiniz yoruma ait mesajını giriniz.

Remzi YILMAZ

Kadınlar gününden geriye kalanlar..

Remzi YILMAZ
11 Mart 2019
A-A+

Kadınlar gününden geriye kalanlar..

8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü. Herkes kendince bir şeyler yaptı. Kimi tanıdığı kadınlara çiçek aldı, kimi telefon etti, kimi organizasyon düzenledi..

Bendeniz de dünya tatlısı karım işte olduğu için, dünya tatlısı bir dostun davetiyle bir kadınlar günü etkinliğine katıldım.

Önceden haberimiz olduğundan ve o dünya tatlısı dostum istediği için orada yapacağı konuşma için bir sunum hazırladım. Her zamanki İstanbul trafiği ile boğuşarak, zamanında etkinliğin düzenlendiği İTÜ Taşkışla Kampüsüne ulaştık. Her zaman olduğu gibi birkaç dakika ile startı kaçırdık.

Organizasyon ÜNSPED Gümrük Müşavirliği’nin Kadın Liderliği Gelişim Komitesi ile BPW İnternational (İnternational Federation of Busness and Professional Women) tarafından ‘Kadının adı var’mottosuyla ortaklaşa düzenlenen, birbirinden değerli ve farklı alanlarda çalışan başarılı 11 kadının konuşmacı olarak katıldığı bir etkinlikti.

Sevgili dostum Semra Demirer, bana konuyla ilgili fikrimi sorduğunda, son dönemlerde bu konuda okuduğum ve etkilendiğim birkaç makaleden söz ettim. Kendisi de güzel buldu ve onun isteği üzerine bir sunum hazırladım. Biraz fazla titiz olduğumdan ve ortaklaşa organize eden iki kurumu da bildiğimden, hazırlıklar birkaç gecemi aldı. Semra Hanım da ortaya çıkan sunumu beğendi.

Yaklaşık 200 kişilik salon doluydu. Fuayeye konulan stantlardan bu etkinliğin kadınlar tarafından düzenlenen bir organizasyon olduğu net bir şekilde anlaşılıyordu. Küçücük alanın planlanmasından, ikramlardan, çeşitli derneklere gelir elde etmek amacıyla satılan takı ve aksesuar gibi şeylerden.

Salona girdiğimde ilk dikkatimi çeken onlarca kadın arasında 50 yaşlarında bir beyefendi oldu. Biz içeri girince, ben ve Semra Hanım’ın yardımcısı Basketbol Coach’u Seyit Hoca ile birlikte içerdeki erkek sayısı üçe yükseldi.

İlk hayal kırıklığını, konuşmacıların kürsüsünü, duvara öylesine tutuşturulmuş iki afişi, konuşulan konuya ilişkin perdedeki 1m2’lik alanda gösterilen sunumu görünce yaşadım. Ben yaklaşık bir hafta süren, birkaç gece sabahladığım, onlarca makale okuduğum ve daha önce işaretlediğim notları bulmak için onca zamanı burası için mi harcamıştım? Üstelik aydınlatma yeterli olmadığından konuşmacıların yüzünü de net göremiyorduk.

Bir de sunucunun konuşmacıları sahneye çağırırken, hayat hikayelerini anlatması ve bunu uzun uzadıya sürdürmesi de daha konuşmanın başlamadan insanları sıkmasına neden oluyordu.

Neyse ki o anda sahnede konuşan kadın (Ayşen Zamanpur-Silk and Cashmere) o kadar güzel anlatıyordu ki ister istemez ona konsantre oldum. Bir kadın olarak verdiği mücadeleyi, karşılaştığı güçlükleri ve sonunda ulaştığı zaferi öyle güzel dile getiriyordu ki, verilen arada kendisini tebrik ettim. O da bana sahneden dikkatini çektiğimi ve ‘kim bu beni pür dikkat dinleyen adam’ diye düşündüğünü söyledi. Tabi ki onlarca kadın arasında sadece üç erkek olunca yakışıklı olmasanız da dikkat çekiyorsunuz.

Konuşmalar birbirini kovaladı. Herkes çocukluğundan başlayarak yaşadığı zorlukları, bulundukları noktaya nasıl geldiklerini vs. anlattı durdu. Ben de o arada kadınlar gününün neden kutlandığını, Amerika’da yakılan onlarca kadını düşünüyordum.

8 Mart 1857 tarihinde Amerika’nın New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlamıştı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can vermişti. İşçilerin cenaze törenine ise 10.000’i aşkın kişi katılmıştı.

Çıkış noktası bu olan bir etkinlik böyle mi olmalıydı?

‘Salonun küçüklüğü belki de o fabrikaya kilitlenerek yakılan kadınların ne hissettiğini anlamak içindir.’ diyerek kendimi teselli ettim. Ne de olsa işçilerden yola çıkılmıştı. Eh, işçileri anmak adına düzenlenen bir etkinlik, lüks bir oditoryumda yapılacak değildi ya..

Bu önemli olayı sadece konuşarak, geçmişimizi anlatarak mı anacağız? diye düşünürken, iki genç kadının flüt dinletisi beni bu düşüncemden vazgeçirdi.

Bu arada kadınlar konuştukça, ‘bizim sunumumuz şu ana kadarki hepsinden farklı ve etkileyici’ diye düşünmeye ve kendimi avutmaya başladım.

‘Ben olsam o kadar kadını sırf konuşmak için çağırmaz,  başka aktiviteler düşünürdüm..’ derken, Medyaton Yapım’ın Karadeniz Bölgesinde yaşayan kadınların yaşam mücadelesini anlatan İFAKAT belgeselinin fragmanı geldi ekrana. Yapımcı Dr. Nurdan Tümbek Tekeoğlu’nun konuşmasını bu nedenle daha bir dikkatli ve  eleştirel gözle değil merakla dinledim. Evet ilk fark yaratan kadın oydu. Silk and Cashmere de fena değildi ama yine de beni tatmin etmemişti sempozyum.


Birazdan bir kadın davet edildi sahneye. Afişinde gördüğüm ama katılıp katılmayacağından emin olmadığım. Duruşuyla, giyimiyle, konuşmasıyla fark yaratan bu kadın bir dönemin yıldızı Selda Alkor’du. Hala güzel, hala etkileyici.. Onun Türk Sinemasıyla ilgili bazı kurumlarda bir dönem başkanlık yaptığını da anons ettiler sahneye davet ederken. Öyle abuk subuk rollerde neden olmadığını, neden ezik kadın rolü yerine hükmeden kadın rollerini oynadığını konuşması süresince anlamış oldum. Ancak sahnedeki yıldız da olsa bir kadındı ve hep çok konuşmasıyla esprilere konu olan bir cinsiyeti temsil ediyordu. O konuşmasını uzattıkça dinleyiciler birer ikişer salonu terk ettiler.

Bir döneme damgasını vuran Selda Alkor da sahneden inmişti ama hala bizim sunumu geçecek bir şey görememiştim. Biz Semra Demirer ile anlaşarak Atatürk’ün Türk kadınına birçok Avrupalı kadından önce seçme seçilme hakkını tanımasını, bunun için verdiği mücadeleyi, kadın erkek ayırımının dilinde olmadığı 3 dünya ülkesinden (Estonca, Fince, Türkçe) biri olduğumuzu vurgulayan ama vurup geçen bir sunuma karar vermiştik.

Semra Hanım sahneye 10. sırada davet edildi. Salonun üçte ikisi boşalmıştı. Ama o kalanları alkışlayarak, önlerinde saygıyla eğilerek başladı konuşmasına. Konu başlıklarına göre slaytları ben ekrana getirirken salonun ilgisine dikkat edemedim. Ancak arada bir konuşma alkışlarla kesilince anladım ki doğru yoldayız. Salon doluyken çıkan sesi bile bastıracak nitelikte geri dönüşüm, beni tatmin etmişti. Ancak Semra Hanım bununla yetinmeyip, konuyu genişletse de ben amacıma ulaşmıştım.

Sahneden indiğimizde salondan tebrik üstüne tebrik geliyordu Semra Demirer’e. O sırada sahnede olan konuşmacıyı pek de dinleyen kalmamıştı sanki. Herkes Semra Demirerile göz göze gelip ağladığını işaret ediyordu.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle düzenlenen, işinde ve alanında başarılı kadınların konuşmalarından oluşan anma böylece sona erdi. 11 kadın yaklaşık 200 dinleyici ve 4 saat süren Sempozyumun başlığı “Kadının Adı Var” idi. Ancak bence bu sempozyuma damgasını vuran, salonda kendisi olduğu halde adı olmayan bir erkeğin hazırladığı sunum olmuştu. Adı Semra Demirer olan çok değerli bir ‘Kadın’sayesinde.




 Yorumlar
Bu yazıya ait yorum bulunamadı
 Yorum Gönder
Yazarlar Tümü
Anket Tümü
Hava Durumu
Hava Durumu Parçalı

42 Derece

Arşiv