İhbar edeceğiniz yoruma ait mesajını giriniz.

Remzi YILMAZ

Suriyeli için ağlamak

Remzi YILMAZ
25 Temmuz 2019
A-A+

Suriyeli için ağlamak

Suriyeli için ağlamak

 

Bir yakınımın geçirdiği operasyon için gittiğim Sultanbeyli Devlet Hastanesi’nin önünde, banklardan birinde otururken, yanıma biri annenin kucağında, diğeri 3,5-4 yaşlarında olmak üzere iki çocuklu genç bir aile oturdu. 30’una yakın olan babanın Türkçe selamından sonra aralarındaki konuşmalardan Suriyeli olduklarını anladım. 

Suriyelilerle ilgili okuduğum, duyduğum hikayelerden; bazılarının gününü gün ettikleri, bazılarının ise çile çektiklerini duymuştum. Bu ailenin hal ve davranışlarından çile çeken gruptan olduğunu anlamak zor olmadı. 

Bir süre birlikte oturduktan sonra, biraz merak, biraz da mesleki alışkanlıktan dolayı neler yaptığını, nerede yaşadığını, en çok da çocukların durumunu sormak ihtiyacı hissettim. 

Daha önce metro, vapur, tren gibi toplu taşıma araçlarında karşılaştığım Türki Cumhuriyetlerden gelenlerle de aynı sohbeti yapar, haklarında bilgi almaya çalışırdım. Ancak onları genellikle mutlu görür, geleceğe umutla baktıklarını fark ederdim. 

Suriyeli bu genç hiç de öyle değildi. 

Nasıl olsun ki? 

Çocuklarını hastaneye getirirken evde bıraktıkları 7 yaşındaki oğullarıyla birlikte, 4 yaş ve birkaç aylık olmak üzere 3 çocuklu 5 kişilik bir aile ile bu hayat pahalılığında; üstelik çakalların bol olduğu bir ülkede yaşarken, umutlu olmak ne mümkün? 

Çalıştığı mobilya atölyesi birkaç ay maaş vermemiş, maaşını isteyince de kapıyı göstermiş.. Muhtemelen yaptığı bu kötülüğün vicdan azabından kurtulmak için hacca gider, o parayı da zengin Araplara bırakır. 

Adı Ahmet. Çocuklarına kimlik çıkartamamış.. 2 gün boyunca kaymakamlığın kapısında beklemiş, sonunda biri ilgilenmiş, 3 dakika dinledikten sonra, hayır deyip dışarı göndermiş, bir daha gelmemesini de tembihlemiş. 

Dinlerken içim sızladı. Adamın gözleri dolarken benimkiler de ona uydu.. Biraz başka şeyler düşünüp, kendimi tutmasam, birbirimize sarılıp ağlayacağız.. Düşünsenize; hadi biri daha çok küçük, 4 yaşında oğlunuz ve eşinizin yanında çaresizlikten ağlıyorsunuz.. 

Yıllar önce ödüller alan, bir Türk ailenin kaçak yoldan İtalya Alplerinden İsviçre’ye geçerken, çocuğun donarak ölmesini anlatan bir film vardı. Adı da “Umuda Yolculuk”tu. 

Günlerce konuşulmuştu, o zamanlar sosyal medya ve TV kanalları olmadığı için (Tek kanallı dönem) sadece gazetelerden okuyorduk bu tip magazin haberlerini. Şimdi hastanede babası ölürken birlikte selfie çekip dua isteyebiliyorsunuz.  

Suriyeli Ahmet’i dinlerken bu film ve o dönemler geldi aklıma. Ahmet’inki de bir ‘Umuda Yolculuk’tu. O fakirlikten çok ülkesindeki savaştan kaçmıştı. Gittiği ülkede savaş yoktu ama, yaşam savaşı vardı. Hem de kaçtığı Suriye’deki savaştan daha çetin.. 

Bir ara onun için ne yapabileceğimi düşündüm.. Umutlandırıp bir şey yapamayınca hayal kırıklığı yaşatmaktan korktum. 

Adı Muhammet olan 4 yaşındaki çocukla konuşmaya çalıştım. Türkçeyi anlıyormuş ama konuşmuyormuş. Baba kendi dilinde konuşunca ona cevap veriyordu. Bana ise sadece gülümsüyordu. Olanların, babasını durumunun farkında değildi şüphesiz. İyi ki de değildi..

Bebekleri hasta olduğu için gelmişler, tahlil sonucunu bekliyorlarmış.

Bir ara ‘kafanı şişirdim kusura bakma abi’ dedi. Elimden gelen bir şey olmadığını, üzgün olduğumu söyledim.. ‘Beni dinlemen bile yeter’ dedi.. 

Eskiden daha rahat olduklarını ama gün geçtikçe çaresiz kaldıklarını anlattı. Kanımca onların gelişine izin verilirken hesaplanamayan şeyler ortaya çıkmaya başladıkça gözden düşmüşler.. Bunu fırsat bilen bazı insanlar(!) da onları kullanıyor. 

Ahmet, parasını almadığı için borcu yükselmiş, 6 bin lira civarında borcu varmış. Elektrik, su faturaları birikmiş. Eski işyerinde kalan 3 bin lirasını alabilse durum bir anda değişecek. 

Onun durumunu fark eden bir tekstil atölyesi sahibi hiç anlamadığını bile bile kendisini işe almış.   

 

Arada bir dua ediyordu. Bu durumdaki bir insana ne denebilirdi ki? Duaları kabul olsa bu durumda olmayacağını mı söyleseydim?

Kısa bir süre Türkiye’deki Suriyeliler ve onlardan dolayı ortaya çıkan sosyal olumsuzluklar geldi aklıma. Ahmet’in yüzüne baktım. Bu çocuk onlar için söylenen hiçbir sözü, düşünceyi hak etmiyordu. 

Sahi, Suriye Müslüman bir ülke, etrafı da Müslüman ülkelerle çevrili. Biz de Müslüman bir ülkeyiz. Peygamberimiz de “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” demiş. Galiba biz Müslümanlar İslamiyetin şov kısmını çok iyi beceriyor ama asıl yapılması gerekeni yapmayı beceremiyoruz. 

Muhammet’e kendine dondurma falan alırsın diyerek biraz para verip, Ahmet duygulandığımı anlamasın diye tokalaşıp vedalaşmak yerine omuzuna dokunarak hızlıca oradan uzaklaştım. 

 

Hacca gitmeyi hiç mi hiç düşünmedim. Acaba Ahmet’in durumunu unutmak, bunun vidan azabını dindirmek için gitsem mi diye düşünmüyor değilim.

Kredi kartına taksitle hacca giden birilerini tanıyorum, onlara ‘vicdan azabı da taksit taksit mi geçiyor?’ diye soracağım. 




 Yorumlar
Bu yazıya ait yorum bulunamadı
 Yorum Gönder
Yazarlar Tümü
Anket Tümü
Hava Durumu
Hava Durumu Parçalı

42 Derece

Arşiv